YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar
Pablo Neruda
26 Eylül 2013 Perşembe
7 Eylül 2013 Cumartesi
beyni çalıştırmak gerek!!!
hamilelikti, doğumdu, lohusalıktı derken duygusallık ve duygusal zeka tavan yaptı, doğal olarak diğer zeka türlerim arka plana düştü, elif şafak siyah süt kitabında anaç sütlaç ananın darbe yapması gibi bende de darbe oldu resmen!
hayatımın geri kalanına sünger çekilmiş gibi hissediyorum kendimi. acilen toparlanmalıyım, eski halime dönmeliyim. anladık anneyim de başka rollerim de var benim bu hayatta. bundan sonra annelikten arta kalan kısımlarda diğer şeylere de ağırlık vereceğim, postu serip yatmak yok öyle hemen!
bir ingilizce öğretmeni gecenin bir saati ingilizce log okurken 'study' neydi diye durup düşünür mü lan, ayıp sana!!! ben anlamam öyle yorgunum falan! topla kendini Gülcan hanım!
bundan sonra 5 dk da olsa her gün ingilizce tekrarlar yapılacak, her gün 5 dk da olsa başka bir dil seçilip öğrenme çabalarına girişilecek, yine her gün 5 dk da olsa kitap okunacak! o kadarrrr!!!!
20 Temmuz 2013 Cumartesi
HAYALLER 3: hayaller, hayaller, hayaller....
aslında pek huyum değildir okuduğum bir kitabı ikinciye okumak ama yer ve zamanı tam oturduğu için tekrar elime aldım elif şafak'ın siyah süt kitabını. hamilelik, lohusalık, lohusalık depresyonu, düşünceleri, duyguları... e malum bende hamileliğimde son 2 haftaya girmiş bulunmaktayım artık. saatleri iple çekiyorum artık. o kum saati hep karşımda ağır ağır akıyor sanki. geç diyorum zamana çabuk geç...
kitapta e.ş., adalet ağaoğlu'nun evine çaya, sohbete gidiyor, iki yazarın sohbetinin içinde bulunmak isterdim. her ne kadar kitap okumak yaşamak gibi heyecan verse de birebir o ortamda bulunmak yinede bambaşka bir duygu olurdu..
sonra düşündüm, ne sıradan bir hayatım var, öğretmenim ve sosyal çevremin çoğunu öğretmenler oluşturuyor doğal olarak, şimdi dedim birkaç yazar arkadaşım olsa onların gözünün içine baka baka romanlarından, hayatlarından, duygu-düşünce ve felsefelerinden konuşsak saatler boyu sıkılmadan.
birkaç gezgin ruhlu arkadaşım olsa, yapılan ve yapılması hayal edilen gezilerden, köylerden, şehirlerden, ülkelerden, yollardan konuşsak durmadan...
bir iki müzisyen arkadaşım olsa, şöyle bir kulağımın pası silinse arada ud, keman, gitar nağmeleriyle...
çok şey mi istiyorum acaba???
ya da bunun olması imkansız mı?? insan düşününce neden olmasın diyor tabi ama meşhur bir söz var her gün aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar istemek deliliktir diye...
sıkılıyorum bu ara çok sıkılıyorum...
* bu arada e.ş. kitabında shakespeare yada fuzulinin kız kardeşi olsa acaba onlar kadar fırsatları olur muydu diye uzun bir yazı yazmış. demiş ki : erkek yazarlar evvela yazar olarak algılanır sonra erkek; kadın yazarlar ise evvela kadın sonra yazar.
belki de bizim çok fazla entellektüel aktivitelere erkekler kadar vakit ayıramamamızın en büyük sebebi bu...
önce kadınsın...
kitapta e.ş., adalet ağaoğlu'nun evine çaya, sohbete gidiyor, iki yazarın sohbetinin içinde bulunmak isterdim. her ne kadar kitap okumak yaşamak gibi heyecan verse de birebir o ortamda bulunmak yinede bambaşka bir duygu olurdu..
sonra düşündüm, ne sıradan bir hayatım var, öğretmenim ve sosyal çevremin çoğunu öğretmenler oluşturuyor doğal olarak, şimdi dedim birkaç yazar arkadaşım olsa onların gözünün içine baka baka romanlarından, hayatlarından, duygu-düşünce ve felsefelerinden konuşsak saatler boyu sıkılmadan.
birkaç gezgin ruhlu arkadaşım olsa, yapılan ve yapılması hayal edilen gezilerden, köylerden, şehirlerden, ülkelerden, yollardan konuşsak durmadan...
bir iki müzisyen arkadaşım olsa, şöyle bir kulağımın pası silinse arada ud, keman, gitar nağmeleriyle...
çok şey mi istiyorum acaba???
ya da bunun olması imkansız mı?? insan düşününce neden olmasın diyor tabi ama meşhur bir söz var her gün aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar istemek deliliktir diye...
sıkılıyorum bu ara çok sıkılıyorum...
* bu arada e.ş. kitabında shakespeare yada fuzulinin kız kardeşi olsa acaba onlar kadar fırsatları olur muydu diye uzun bir yazı yazmış. demiş ki : erkek yazarlar evvela yazar olarak algılanır sonra erkek; kadın yazarlar ise evvela kadın sonra yazar.
belki de bizim çok fazla entellektüel aktivitelere erkekler kadar vakit ayıramamamızın en büyük sebebi bu...
önce kadınsın...
19 Temmuz 2013 Cuma
bir dergi, bir kitap, eğitim ve hayaller
yaz tatilim devam ederken ve aylinimi kucağıma almaya 2 haftadan az bir süre kalmışken vakit geçirmek için okuldan öğrencimin bana hediye ettiği 'bebeğim ve biz' adlı dergiyi okuyordum. mayıs 2013 sayısı var elimde. bir sayfasında 'hayatı kutucuklara sığdırmayalım' başlıklı bir yazı okudum. yazının ortasında bir resim. inci ve soner sarıhan sırtlarında bebekleri ellerinde yürüyüş çıtaları yemyeşil bir kırın ortasında ve altında şöyle bir yazı '4 mevsim yaşayan cennet ülkemde; parıltılı rengarenk bisikletleri, minicik kaskları, cicili bicili eldivenleri ve minik zilleri ile böcekler gibi dolanıp duran bisikletli mutlu çocuklar doldursun her yanı...' insanın içini ısıtan, heyecana getiren bir yazı. çocuğunuza bisiklet kullanmayı öğretirken neler yapılmalı yazıyor.
birincisi bisiklet arkası bebek koltuğu :
ikincisi römorklar
birincisi bisiklet arkası bebek koltuğu :
( resim pedalbisiklet.com sitesinden alındı.)
bu liste böyle gidiyor ve yazının sonunda minikgezgin.com sitesi verilmiş. hemen baktım adrese ve siteyi oluşturan kişinin geçen kargoyla gelen kitaplar arasındaki 'pedalımda beş ülke' kitabının yazarı olduğunu öğrenince kitabı okumaya başladım.
klasik gezi yazılarındaki gibi kronolojik sıralamayla gitmemiş kitap, bu bakımdan garip geldi tabi. kitabı beğenme sebeplerimden biri de kitabı yazan karı-kocanın da benim gibi öğretmen olması. gezme hayallerimin imkansız olmadığının bir kanıtı gibi bu kitap. evli öğretmen bir çift bunu yapabiliyorsa biz neden yapamayalım. gerçi hüseyinle kitap hakkında konuştuğumda bisikletle gezmenin o kadar da çekici gelmediğini söyledi bana:(
kitabın bir yerinde şöyle bir yazı var : 'iran,15 temmuz...her yerde olduğu gibi geleneksel tuğla duvarlar çok yüksek yapılmış. kendi okuduğum okullardaki yüksek duvarlar geliyor aklıma. hapishane ya da akıl hastanesi kadar yüksek duvarlar. bedeni değil, beyinleri hapseden sözde eğitim kurumları...halbuki Batı ortaçağ karanlığını yaşarken bu topraklarda nice yüksek kültürler ve sanat anlayışı hakimdi. '
fazla söze ne hacet? özellikle şu son yıllardaki eğitim anlayışını daha doğrusu anlayışsızlığını ne kadar güzel dile getirmiş yazarımız...
11 Temmuz 2013 Perşembe
HAYALLERİM 2: ALMANYA
şu son zamanlarda en büyük hayallerimden biri gezmek, durmadan, yorulmadan gezmek.
ben de hazır gezemiyorken almanyada gezmek istediğim yerlerin yapmak istediğim şeylerin listesini çıkarayım dedim, hem ilerde gidecek olursam planım hazır olur hem de gitmek isteyen olursa fikir edinmiş olur diye.
işte buyrun:
berlin:
brandenburger tor
postdam's gardens
ben de hazır gezemiyorken almanyada gezmek istediğim yerlerin yapmak istediğim şeylerin listesini çıkarayım dedim, hem ilerde gidecek olursam planım hazır olur hem de gitmek isteyen olursa fikir edinmiş olur diye.
işte buyrun:
berlin:
brandenburger tor
postdam's gardens
berlin duvarı
ıhlamurlar altında(unter der linden)
münih:
ingiliz bahçesi
hamburg:
a-st petri kirche
frankfurt
main tower
bartholomew cathedral
dom museum
köln
cologne katedrali
düsseldorf
rheine tower
konigsalle
johanneskirche
YEMEK İSTEDİKLERİM:
alman pastası
10 Temmuz 2013 Çarşamba
rosehearted: film: easy rider
rosehearted: film: easy rider: şu sıcak yaz günlerinde, hamileliğimin son demlerinde film bombardımanına devam ediyorum. dün gece 'Easy Rider'...
film: easy rider
şu sıcak yaz günlerinde, hamileliğimin son demlerinde film bombardımanına devam ediyorum.
dün gece 'Easy Rider' filmini izledim. sıradan bir film gibi gözükmesine rağmen iletmeye çalıştığı mesajlar açısından önemli bir film. filmin başrolünde Peter Fonda, Dennis Hopper ve Jack Nicholson oynuyor.
İnternetten öğrendiğim kadarıyla filmin Türkçesi 'Geniş İnsan' yani 'kolay sürücü' değil, biz millet olarak çok güzel çeviri yapıyoruz değil mi? :)
film uyuşturucudan kazandıkları parayı gezmek için harcayan iki dostun macerasını anlatıyor. bu iki dost yol boyunca çok farklı tiplerle karşılaşır. ve gece sohbetleri filmde önemli bir yer tutar. işte filmi beğenme nedenlerimden biri de bu sohbetler. işte filme özgürlük ve bağımsızlık mesajlarını katan da bana göre bu sohbetler.
filmde dikkat çekici noktalardan biri de filmde kullanılan motorsiklet. özellikle motorsiklet hayranlarının dikkatini çeken, onların filmi izlemesine neden olan önemli bir etken.
tabi bana göre bu motorsiklet amerikan reklamının bir yolu. motorsikletteki bayrak da bunun göstergesi. adamlar her yerde subliminal mesajlarla kendi değerlerini insanlara yüklemeye çalışıyor ya.
filmde beğendiğim en önemli nokta da filmin özgür rotada seyahat üzerine kurulmuş olması. keşke bu seyahat ruhu filmde biraz daha yoğun yansıtılsaydı.
neyse efendim bundan sonrası filmi izlemek isteyenlere kalmış :)
iyi seyirler! :)
dün gece 'Easy Rider' filmini izledim. sıradan bir film gibi gözükmesine rağmen iletmeye çalıştığı mesajlar açısından önemli bir film. filmin başrolünde Peter Fonda, Dennis Hopper ve Jack Nicholson oynuyor.
İnternetten öğrendiğim kadarıyla filmin Türkçesi 'Geniş İnsan' yani 'kolay sürücü' değil, biz millet olarak çok güzel çeviri yapıyoruz değil mi? :)
film uyuşturucudan kazandıkları parayı gezmek için harcayan iki dostun macerasını anlatıyor. bu iki dost yol boyunca çok farklı tiplerle karşılaşır. ve gece sohbetleri filmde önemli bir yer tutar. işte filmi beğenme nedenlerimden biri de bu sohbetler. işte filme özgürlük ve bağımsızlık mesajlarını katan da bana göre bu sohbetler.
filmde dikkat çekici noktalardan biri de filmde kullanılan motorsiklet. özellikle motorsiklet hayranlarının dikkatini çeken, onların filmi izlemesine neden olan önemli bir etken.
filmde beğendiğim en önemli nokta da filmin özgür rotada seyahat üzerine kurulmuş olması. keşke bu seyahat ruhu filmde biraz daha yoğun yansıtılsaydı.
neyse efendim bundan sonrası filmi izlemek isteyenlere kalmış :)
iyi seyirler! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















